8.PERON ON BEŞ SIFIR SEKİZ
''Annen sana hiç kızmaz, zümrüt gözlü. Sen rüya değil kâbus görmüşsün. Anlat hadi.''
Zümrüt gözlü de nasıl bir tabirdi?
Yüzüm göğsünde sol tarafa yaslanmış, eli ise çenemin altından sarılı, diğer eli belimdeydi. Bu halimi düşünemeyecek kadar dolu olan zihnime kilit vurmuş sadece annemi düşünüyordum. Burnumdaki maske çıkmış yerine yine kanül takılmıştı. Yüzümün yaslandığı adamın kokusunu da alıyordum oksijenin içinde. Odun, bergamot, karanfil, müge çiçeğini içinden seçebildim. En yoğun kokular bunlardı burnuma değen. Babamdan aşinaydım kokulara.
''Annem... Ellerim çiçek kokuyor diye beni çiçek koparmakla suçladı.'' Gözlerim o kâbusu tekrar yaşamaya başladı. Gözyaşım, beyaz gömleğine düşüp büyük bir göl yapmıştı orayı. ''Ama kimse çiçek dikmiş olabileceğimi düşünmedi.'' dedim hıçkırıklarım arasından. Başımı göğsünden kaldırmak istedi, izin vermeyip bileğine tutundum. Şu an hastane odasında yatağımın üzerinde doktorumun göğsüne sığınmam ne akıl almaz ne çaresiz bir görüntüydü.
''Çok yakınsın, yüzüme bakma.'' Burnumu çektim. ''Kirpikleri olmayan, yüzü solmuş, saçları dökülmüş, kemikleri çıkmış bir kadına bakmamalısın. Kanser teşhisi koyduğun bir kadına bakman doğru değil.'' Ağlamalarım daha da şiddetlendi. ''Benim yüzüme bakınca hiçbir kadına sevgiyle yaklaşamaz, korkarsın sonra.''
Yanağıma koyduğu avucuyla başımı, göğsünden diretmesiyle kaldırdı. Gözlerine bakamadım. Başımı kucağıma eğdim. Sonra iki dudağının arasından bir söz çıkardı.
''Dünya ele avuca sığıyormuş meğer.''
Tüm Hakları Saklıdır© | Çalınma Durumunda Avukatım Tarafından İşlem Başlatılacaktır.
Yetişkin İçeriktir.