Bir elimde kızım bir elimde valizim yolun sonunu, gittiğimiz yeri hiç bilmeden yürürken elimde gerçek anlamda da, mecaz anlamda hiçbir şey kalmamıştı.
Şimdi yeni bir başlangıç için çok geç, derin bir son içinse çok erkendi.
Bu ikisi de değildi.
Tek bildiğim geride bıraktıklarımdı. Tekrar yanıma koyamayacaklarım, bir daha göremeyeceklerim, gözümde yaşla sonsuzluğa uğurladıklarımdı...
☆☆☆☆☆
"Buket nerede?" Öldü diyemedim. Ulan kardeşi öldü ve benim ona yapıyor olduklarıma bak. Bu işe giren kafamı. Artık bir çıkış yolu da yoktu. Buraya kadar gelmişti mevzu. Dönüşü yoktu.
"Bilmiyorum." Bok bilmiyorsun. Doğumda elini tuttuğun, kızı. Kucağında bebeğiyle abisine bizim çocuğumuz demeye geldiğin kızı...
"En son senin yanındaydı." dedi kaşlarını çatarak.
"Ee yani göbek bağıyla mı bağlıyız?" Gözleri yiğenini buldu. Sonuçta gerçek buydu. Yiğeniydi.
"Bu bebek kimin?" O senin yeğenin, yeğenin... dememek için zor tuttum kendimi.
"Benim." Yalan makinesi mübarek. Nasıl tak tak cevaplar. Üf sana bi kez daha hayran oldum, Deno.
"Annesi sensin yani." Dalga mı geçiyor yoksa beyninde sıkıntısı mı var?
"Anlamakla ilgili sıkıntın mı var?"
"Babası kim?" Beklenen soru gelmişti. Zurnanın zart dediği yer burasıydı işte.
"Sensin."
Alin, Kiraz çiçeği mahallesinde kendi halinde yaşayan bir kızdır. Ancak bu sade yaşamı, mahalleye geri dönen arkadaşının abisi Kılıç ile bozulur.
Bazen bir salıncak, bir kıvılcımı doğurur.
...
Şimdi izninizle size soruyorum.
Siz de bizimle salıncağa binmek ister misiniz?
Unutmayın, salıncaklar sadece mutlu etmez. Aynı zaman da yakar. Öyle bir yakar ki mutluluk duyarsın alev almaktan.
Ta ki kül olana kadar.
...