Yıldızın Düştüğü Yer
"Evrenin en karanlık köşesinde, gümüş damarların toprağı bir kalp gibi dövdüğü o yasak gezegende, kadim bir kehanet bin yıldır uykudaydı. Gökyüzü kızıla boyanıp metal bir yıldız çığlıklarla yeryüzüne düştüğünde, sadece bir gemi parçalanmadı; iki ayrı dünyanın kaderi birbirine mühürlendi. Elara, ciğerlerini yakan yabancı atmosferin etkisiyle gözlerini araladığında, üzerinde devasa bir gölge gibi dikilen o karanlık silueti gördü.
Bileğindeki deri, sanki bir kor parçası bastırılmış gibi yanıyordu. Karşısındaki devasa varlık, simsiyah gözlerini Elara'nın titreyen gözbeceklerine dikti ve sesi, kristal kulelerin derinliklerinden gelen bir gök gürültüsü gibi zihninde yankılandı:
'Korkma... Yıldız kızı. Bin yıldır... senin düşüşünü beklemek. Artık... sadece... bana aitsin.'
Elara için bu bir kurtuluş değil, celladının kucağında başlayan muazzam bir tutsaklıktı. Çünkü bazı ruhlar özgür kalmak için değil, en karanlık zindanlarda birbirine mühürlenmek için yaratılmıştı."