Sırtımı o soğuk duvara yaslamış, titreyen ellerimle gömleğinin yakasına tutunmuştum. Dışarıdaki kıyamet, o silah sesleri umurumda bile değildi artık. Tek gerçeğim, önümde etten bir duvar gibi duran, beni bedeniyle dünyaya kapatan bu adamdı. Aras, alnını alnıma yasladığında, o tanıdık kahve kokusuna karışan metalik kan kokusunu aldım. Gözlerimin içine bakıyordu; o kapkara gözlerde artık buz dağları erimiş, yerini önlenemez bir yangına bırakmıştı.
Elimi kaldırıp yanağına yasladım. "Bırak beni," diye fısıldadım gözyaşlarımın arasından. "Öleceksin Aras, bırak gideyim." Aras, bileğindeki o eski, deri bilekliği parmaklarımın arasına sıkıştırarak başını iki yana salladı.
Sesi bir yemin gibiydi. "Yıllar önce o yağmurlu sokakta beni hayata döndüren sendin Lalin. Şimdi sıra bende. Seni o karanlığa vermem. Ölürüm ama seni o karanlığa vermem."
Tous Droits Réservés