
Her başladığında içimde yakmam gereken bir şeyler vardı. Yakıp küle çevirmem , kurtulmam gereken bir şeyler... Kaçmayı kurtulmak sandığım günlerde bir kez bile onun kokusunu alamamıştım. Çünkü ona yaklaşmanın yüz binlerce kibritin çıkardığı bir yangından bile şiddetli olduğunu bilmiyordum. Şimdi ona yakındım. Ne değişmişti? Buraya gelmiştim ve hâlâ kim olduğumdan haberim yoktu. Nasıl bir yolu takip etmem gerektiğini bilmiyordum. Hatta burada kaybolmuştum. O bana ilk kez yol göstermişti ve ben elini tutmuştum. Şimdi tutmuştum tabii. Peki ya sonra?.. Sonra ne olacaktı? Ben o eli tekrar tutacak mıydım? Daha doğrusu o bir daha elini bana uzatacak mıydı? Uzatması gerekiyordu, yoksa burada ölürdüm. Buz gibi , kimsesiz cesedime bile ulaşamazdı kimse. Burası cehennemdi. Buraya nasıl gelmiştim?.. Niye gelmiştim , hiçbir fikrim yoktu. Şuan merakta etmiyordum. Hatta belki de dudakları dudaklarıma değerken bu düşündüğüm saçmaydı. Ama yapamıyordum. Düşünmeden tek bir an bile geçiremiyordum. Her şeyi değiştirebilseydim Emir , beni yine öldürmeye çalışır mıydı? Elleri boynumu parçalar mıydı? Dalmıştım ama bir anda geri çekildi. Yoksa hissetmiş miydi? Görebiliyor muydu zihnimin içini? Anlıyor muydu yoksa? Alnını alnıma dayayıp kesik kesik nefesler aldı. Nefesini kontrol ettiği an simsiyah gözleriyle gözlerimin içine, hiç kimsenin göremediği kadar derin bir yerine bakıp şöyle söyledi: "Hâlâ kaçmak istiyor musun?" Bu soru hayatımın her yerinde vardı tabii , ama ben sadece buraya ait olduğunu düşünüyordum. Ve bu soruyla buraya geldiğim ilk günü düşündüm tekrar. Buraya nasıl geldiğimi?.. Evet, ben buraya nasıl gelmiştim? Kim beni bu derin alevin içine atmıştı. Ateş kıvılcımlarının durmaksızın kıpraştığı bir kuyuydu burası. Ateşlerle dolu bir kuyu... Biri beni buraya isteyerek atmıştı. Biliyordum. Ama şimdi zamanTodos os Direitos Reservados
1 capítulo