Üsküdar'dan Eminönü'ne geçmek için vapura bindim. Yalnızdım. Hava çok soğuk, hafif yağmur çiseliyordu. Üşüyordum. Vapura binince hemen sıcak bir yer aradım alt katlara baktım ama herkes benim gibi düşündüğünden her yer dolmuştu oturacak yer yoktu. Sabahtan beridir ayaktaydım ve ayaklarım çok ağrıyordu en azından 10-15 dakika oturabilsem dinlenirdim belki diye düşündüm. Yukarıya çıktım boş yer vardı biraz yanlardan esiyordu. Kuytu gördüğüm yere geçtim oturdum, sanki ayaklarım dünyanın yükünü taşıyormuşçasına hem ağrıyordu hem acıyordu. Öyle rahatladım ki, ayaklarımı yerden çekip, arkaya doğru kıvırdım daha rahat ettim. Soğuğu hissetmiyordum bile. Vapur hareket etti, kıyıdan biraz açıldıktan sonra çok şiddetli bir rüzgar esti, eserken de çok gürültülü bir ses çıkardı. Vapurun üstü kapalı fakat yanlar açıktı bu yüzden de esen rüzgarın şiddetiyle yağmur suları da içeriye vuruyordu. Biraz daha ilerledikten sonra denizin ortasında bir şey belirdi. Bembeyaz bir bulut mu duman mı anlayamadım. Bu beyazlığın içine girdik. Birden rüzgarın sesi kesildi, yağmur da yoktu. Etrafta sadece beyaz bir duman vapur durdu. Ne ileri ne geri gitmedi. Etrafıma baktım herkes yanındakilerle koyu sohbete dalmışlardı, kimi kitap okuyor, kimi başka şeylerle ilgileniyordu. Çok fazla karşıya geçmediğimden herhalde normal bir durum dedim. Birden yanımdan bir ses bana;
- Merhaba dedi. Baktım, gözlerime inanamadım. Senelerce içimde sakladığım, kendime bile onu sevdiğimi söyleyemediğim adam ... karşımda duruyordu. Gözlerinin içine baktım ve;
- Merhaba, dedim. Gözlerimi ondan alamadım. Hayal gördüğümü düşündüm. O yeşil gözleri hala ışıl ışıl parlıyordu ve kalbim, onu gördüğüm ilk gün gibi yerinden çıkacakmışçasına çarpıyordu.
- Nasılsın ? ne arıyorsun burada, dedim.
- Kısa süreliğine bir iş için İstanbul'dayım, dedi.
Uzun bir geçmişi olan Devin Hilal Yeltekin ile Altay Baha Alemdar'ın yıllar sonra aynı şirkette iki yönetici olarak karşılaşması tamamen bir tesadüftü. Ancak aynı şirketin 30. yıl kutlamasında yapılan bir hata sonucunda var olan bir bebek yalnızca kaderin bir cilvesiydi. Birbirlerini görmezden gelmeyi ustaca beceren bu iki insanı beklenmedik bir birliktelik mecburiyeti bekliyordu.