(kaderinden kaçamazsın aksine kaçmaya çalıştıkça daha da içine çekilirsin...) Amed'in kurak topraklarında, çocukluğu bir dedenin kucağında son bulan, adı ölümün gölgesiyle mühürlenmiş bir adam: Cellat Bedirşah. Amerika'nın gökdelenleri arasında hukuk okuyup adalet aramış, ringlerde yumruklarıyla kendine bir dünya kurmuştu. Ama kader, onu dedesinin vasiyeti ve sekiz amcasının gölgesiyle geri çağırdı. O artık sadece bir hukukçu ya da bir boksör değil; Bedirşah aşiretinin pimi çekilmiş bombası, dedesinin intikam yeminiydi.Kendine bile acıması olmayan, kendi canını hiçe sayan bir adamın, düşmanına vereceği tek şey ölümdür. O, Bedirşahların namlusuna sürülmüş en tehlikeli mermi; o, geri dönüşü olmayan bir yıkım. Bir kafesin içinde zarafetiyle büyüyen, okuma yazmayı gizli saklı öğrenmiş, bakışlarında fırtınalar taşıyan bir kız: Güneş Güngörmez. Babası bir can almıştı, bedelini ise Güneş'in çocukluğuyla ödetmişlerdi. O, bu karanlık kan davasının ortasında doğan, kimsenin söndüremediği ama kimsenin de ısınmasına izin vermediği o asi ışıktı. Daha on sekizine bile girmeden, iki ailenin felaketi olmaya adaydı. Güneş, gözlerinde dehşetle o caniye baktı. "Sen bir katilsin!" diye bağırdı sesi titreyerek. "Manyaksın sen! Nasıl yaparsın bunu? İnsan canı almak o kadar kolay mı?" Cellat, ifadesiz yüzü ve zifiri karanlık gözleriyle ona yaklaştı. Sesi, toprağın altından geliyormuş kadar derinden ve soğuktu: "Boşuna yakarma küçük hanım! Bizim derdimiz senin o soysuz soyunla... Ben sizin ailenizin celladı olmaya geldim. Amedi Güngörmezlere dar etmeden ölmem bile!"
More details