Yıkık dökük sarayın soğuk odalarında, pencerelerden içeriye süzülen solgun ışıkla aydınlanmış bir köşede yalnız başıma oturuyorum. Etrafımdaki sessizlik, kalbimin hüzünle dolmasına neden oluyor. Gözlerimi uzaklara dikiyorum, ama aslında ne gördüğümü bilmiyorum. Her köşesinde anılarla dolu bu oda, artık bir zamanlar neşe dolu geçmişe ait parçaları barındırıyor.Sarayın duvarları arasında, bir zamanlar gururla yükselen sütunlar şimdi yıkık dökük halde. Her çatlak, her dökülen taş, kaybettiğim ailemi ve krallığımı hatırlatıyor. Bir zamanlar burada yankılanan kahkahalar, şimdi sessizlikle dolu. Kalbimde bir boşluk var, sanki her şey bir kabustan ibaretmiş gibi hissediyorum. Bu gerçek olamaz... Ailemi ve krallığımı kaybettiğim hiç olmadı, değil mi?Her gün bu duyguları reddetmeye çalışıyorum. Sabahları uyandığımda, hala ailemi ve krallığımı yanımda bulacağımı umuyorum. Ama her sabah, gerçeğin acımasız yüzüyle karşılaşıyorum. Bu sadece bir kötü rüya olmalı... Ama her gece, aynı gerçekle yüzleşmek zorundayım.
"Bu gerçek olamaz... Ailemi ve krallığımı kaybettiğim hiç olmadı, değil mi? Belki de bu sadece bir kötü rüya, ya da bir lanetin etkisi altındayım... Evet, kesinlikle öyle. Annem ve babam hala sağlar, krallığımız hala ayakta, güzel bir güneşli gün. Sarayın duvarları titremiyor, duyduğum çatlaklar sadece hayal gücümün ürünü... Evet, tam olarak böyle.Krallığımızı sadece bir çırpıda kaybetmek mümkün olamaz. Belki de sadece bir yerde saklanıyorlar, beni bekliyorlar. Evet, kesinlikle öyle. Onları bulacağım, krallığımızı tekrar inşa edeceğim ve her şey eskisi gibi olacak. Bu sadece bir rüya, sadece bir rüya..."