Yaşantının her zerresinde kalpteki dört odacığın kilidi kırılır, o kapılar bir yabancıya teker teker açılır. Yabancının ardında sakladığı kalbin ilacı değil baltasıdır. Kalp artık paramparçadır.
Dilin mührü var mıdır? Yarası kanayan kalbinin cam kırıklarını kime toplatır, yoksa bir ömür yara bere mi bırakır, ölümüne paramparça mı kalır?
Çocuklar sevgiymiş, tüm duyguların en yücesiymiş. Sevgi eksilince toplumdan toprak ırak kalmış suyundan, kurumuş. Çiçekler solmuş. Bülbül gülün dikenlerine takılmış, asılı kaldığından ölmüş. Kuşlar göçmüş.
Kadın kalbini kara şaraba boyatır, durmaz acısı, kanar yarası. Yaranın sızısı kadehle, kanı inciyle buluşacaktır.
"Benim göğsümde yıllardır kurumayan bir yaranın acısı; senin parmaklarındaysa o yaranın kanı var. Ellerin acıma gebe kaldı mazide, yılanı deliğinden çıkarmak için tatlı sözler bile söylemedin, sadece beni zehirledin. Bu gece yaramı son kez saracak, merhemi senden son kez çalacağım."
Kadın bilmezdi ona bir can sunan adamın yanında durduğunda, zamanla o adamın canlandığını, kadının özleminde soldukça solan adamın bu gece bahtını yeniden yazıp yeniden canlanacağını.
Odanın demir kapısına var gücümle yumruklarımı geçiriyordum. İncilerim yere dökülürken hem onların tok sesi hem de odadaki diğer insanların ağlamaları bir uğultu oluyor, kulaklarımı dolduruyordu. Bir bardak, hayır bir avuç suda boğuluyordum. O avuç içi nasırlaşmış, su da hâliyle yosun tutmuştu. Su; nefesimi git gide kesiyor, yosunları boğazıma dolanıyordu. Kimin eliydi, beni avucuna aldığı suyla boğabilecek kadar büyük olan, kimdi, ellerini kara saçlarımı okşamak yerine beni boğmak için kullanan?
All Rights Reserved