Gözlerimdeki umut ışığı, her gün ona doğru yürüdü. Yıldızlar onun adını fısıldarken, kalbim onun sesini duydu. Rüzgar onun kokusunu taşırken, benim düşlerim onunla şekillendi. Ama aşkın ateşi, yüreğimde yanan bu ateş, onun sevgisini asla yakalayamadı.
Gözlerimdeki parıltı, sevgisinin derinliklerine doğru yol alırken, o hiçbir zaman geri dönüş yapmadı. Her anı, her bakışımda onu aradım. Ama onun yüreği, benim yüreğimi asla tanımadı.
Rüyalarımız birbirine dokunurken, gerçeklik yüzümde soğuk bir tokat gibi patladı. O, başka birinin gözlerindeki parıltıyı seçti. Benimse yüreğim, yalnızlıkla buruşmuş bir yaprak gibi kaldı.
Belki de aşk, benim için sadece bir rüyadan ibaretti. Belki de onun için bir başka gerçeklik vardı. Ama benim için gerçeklik, onunla olan hayallerimde saklıydı.
Şimdi, yıldızlar onun adını fısıldamıyor. Rüzgar, onun kokusunu taşımıyor. Benimse yüreğim, onun adını haykırmaktan başka bir şey yapmıyor.
Aşkın ateşi, yüreğimde hâlâ yanıyor. Ama bu kez, onun sevgisiyle değil, onun yokluğuyla besleniyor.
"Ece..." dedi sesi ilk defa bu kadar kısık ve boğuk çıkarken. Testi bana doğru salladı. "Bu ne demek? Hamile misin?"
Cevap veremedim, sadece daha şiddetli ağlamaya başladım.
Baran bir anda patladı, testi lavabonun kenarına fırlattı. "Cevap versene! Kimden bu? Amına koyayım nasıl olur lan bu? Kimden bu çocuk?!"
Bana doğru bir adım attığında geri kaçtım. O anki şaşkınlığı, o kadar büyüktü ki dudaklarından dökülen her kelime kalbime bir bıçak gibi saplanıyordu. "Çocuk benden mi?" diye kükredi. Sesindeki o inkar beni mahvetti. "O gece... o geceden mi?"
Hıçkırıklarımın arasından yüzüne baktım. Bana her zaman tepeden bakan, beni küçümseyen o adam şimdi yıkılmış gibiydi. Ama canımı yakmasına izin vermeyecektim.
"Yok Baran!" diye bağırdım, sesim koridorda yankılandı. "Benden! Sadece benden! Sen bir şey yapmadın zaten, değil mi? Senin için o gece bir hataydı, bir çöptü! Şimdi gelip hesap soramazsın!"