Yüz yıl önce başlamış olsa da hayatları, tıpkı bugünkü gibi yaşadılar acıları, sevinçleri, aşkları. Acılarla yoğrulmuş bir hayatları, ihanetle savaşları, hayata tutunmak için kaçışları, sımsıkı tutundukları bir aşkları, tarihi baştan yazacak umutları vardı onların.
Bu hikaye tamamen gerçek yaşanmış bir ömürden kurgulanmıştır. Geçtiğimiz yüzyılın başlarında, Kurtuluş Savaşında Bursa'nın küçük bir sahil kasabasında, tarihin gördüğü en onurlu mücadelelerden birini veren, destanlar yazdıran halktan birer örnektir kahramanlarımız.
Toz pembe masallarda değil toza toprağa bulanmış saf gerçeklikte yaşadı Hatice ile Osman. Ne Hatice kör edici güzelliğiyle peri padişahının kızı Billur Sultan'dı, ne de Osman kaf dağının ardında yaşayan yakışıklı prens. Onlar olsa olsa ölümlerle sınanmış, yoklukla harmanlanmış, vatanı yağmalanmış buğu gözlü hüzün perisiyle, cismi gibi ruhu da güzel adam.
Hadi yaslan şimdi arkana. Sözlerimi okurken çek şimdi içine derince soluğunu. Duydun mu naftalinin o kesif kokusunu?
1812 İngiltere'sinde bir kadının kaderi kalbiyle değil, soyuyla yazılırdı.
Margaret Hayes bunu herkesten iyi biliyordu. Yorkshire'ın rüzgârlı tepelerinde büyümüş, gölgede kalmaya alışmıştı. Ne göz kamaştıran bir güzelliği vardı ne de Londra salonlarında fısıldanacak bir serveti. En yakın arkadaşı bir kont kızıydı; Meg ise yalnızca onun yanında duran silik bir eşlikçi.
Ta ki Londra sezonu başlayana kadar.
Işıltılı balolar, kristal avizeler ve kusursuz reveransların ardında evlilik pazarlıkları dönüyordu. Genç kızlara tek bir şey öğretiliyordu: doğru adamı seçmek. Daha doğrusu, seçilmek.
Meg'e ise başka bir öğüt verilmişti:
Asla bir Dük'e aşık olma!
Çünkü dükler kalple evlenmezdi. Güçle, soyla ve kusursuz ittifaklarla evlenirlerdi.
Fakat kimse ona bir Dük'ün bakışlarının nasıl hissettirdiğini anlatmamıştı.
Soğuk ve ulaşılmaz görünen o adam, salona her girişinde havayı değiştiriyordu. Hakkında fısıltılar dolaşıyor, kadınlar adını temkinle anıyordu. O ise kimseye gerçekten yaklaşmıyor, kimseye gerçekten bakmıyordu.
Meg hariç.
Bir bakışla başlayan şey, bir skandala dönüşebilir miydi?
Bir Dük, kuralların dışına çıkabilir miydi?
Ve Meg, kalbini koruyabilecek miydi?
Çünkü Londra affetmez.
Toplum unutmaz.
Ve bazı aşklar, yaşanırsa her şeyi yakar