Saklambaç oynayan iki kişi, normalden farklı olarak ikiside saklanıyor. Ebe yok, ebeleyen yok; oyunun sonunu bilen, hiç yok. Ne zaman ki biri görünür olmaya karar verir, diğeri o esnada toz bulut. Korkar, kaçar; bu sefer çok uzaklarda saklanır. Bu döngü böylece kendini tekrarlar, oyun nihayete ermez. Ta ki her ikisi de bir ağızdan, sobe, diyene kadar.
Ayzera, konservatuvardan yeni mezun olmuş genç bir kadındır. Yeni bir başlangıç olsun diyerek ardında bıraktığı bir şehir, içindeyse közü sönmek bilmeyen bir ateş vardır. Yeni taşındığı sitede eski arkadaş gruplarından Beliz'i gördüğünde yeni bir sayfa açmanın o kadar da kolay olmayacağını anlayacaktır. Kendine çizdiği rolün yanında evreninde ona biçtiği bir rol vardır. Ve günün sonunda yüzleşmek, kaçınılmaz olacaktır.
Yolları kesişmesin diye farklı sapaklara sapan iki kayıp ruh... Günün sonunda yolları yine birbirlerine çıkıyor, ve yine görmezden geliyorlar. Çünkü görmezden gelmek, kolay olanı; hele de görünmezi oynamayı bu kadar iyi bilen iki kişi için.
Doğru kişiler, ve yanlış zaman misillemesinin kurbanları... Yanlış anlaşılmalar, kalp kırıklıkları... Peki ya şimdi zaman da doğruysa? Ve onlar yine de saklanmayı seçiyorsa?