Meleğin Kafesi
"Bazı günahlar unla örtülmeyecek kadar derindir, bazı masumiyetler ise kanla vaftiz edilmeden korunamaz."
Sicilya'nın dar, güneş yorgunu sokaklarında, babasının küçük pastanesinde un kokuları içinde yaşayan Giulia Valentina için hayat; taze pişen cannoliler ve huzurlu sabahlar demekti. Ta ki o karanlık gölge, kapıdaki çanı çalıp içeri girene dek...
Alessandro Moretti. Palermo'nun "Il Diavolo"su (Şeytanı). Merhameti bir zayıflık, sevgiyi ise bir mülkiyet sanan bir adam. Alessandro'nun dünyasında kurallar basitti: İste ve al. Ve o, Giulia'yı istemişti. Bir koleksiyon parçası gibi değil, içindeki bitmek bilmeyen karanlığı dindirebilecek tek ışık olduğu için...
Bir gece yarısı baskını, sargı bezlerine bulaşan taze kan ve un kokusunun yerini alan barut dumanı...
Giulia, kendini bir Moretti olmanın ağır bedeliyle, altın bir kafesin içinde bulur. Alessandro'nun buz mavisi gözlerinde hem bir celladı hem de bir koruyucuyu görmek zorundadır.
Ancak malikanenin yüksek duvarları sadece Giulia'yı dış dünyadan korumak için değildir; onu gölgelerden izleyen, Alessandro'dan bile daha karanlık bir saplantıdan saklamak içindir.
Bir yanda gaddar bir aşığın pençesi, diğer yanda masumiyeti yok etmek isteyen gizli bir nefret...
Giulia, kendi sardığı o kanlı yaraların içinde aşkı mı bulacak, yoksa bu karanlık dünyada bir tutam un gibi savrulup gidecek mi?
"Hoş geldin küçük keklik. Burası Moretti Malikanesi. Burada sadece iki şey gerçektir: Verdiğim sözler ve döktüğüm kanlar."