Onsra
Sat derler. Sat şeytana ruhunu. Sat ki çıkarsın seni o dipsiz kuyudan. Hiç düşünmezler. Satarlar o dipsiz kuyuda ki şeytanlara ruhlarını. Ama bazıları vardır ki... onlar şeytana ruhlarını satmazlar. Onlar şeytanla aynı masaya oturur. Aynı kadehten içer, aynı karanlıkta yürürler. Sonra şeytan kapılarını çaldığında, ona zihinlerinde bir oda verirler. Ve şeytanın odasına sahip olanlar, artık kuyudan çıkmaya çalışan insanlar değildir. Onlar kuyunun dibinde taht kuranlardır. Karanlığı ev, şeytanı ise dost bellemiş olanlar.
Arya aker ise şeytandan kaçarken, zihnin de şeytana bir oda verenlere yakalanır. Kendini kanla yıkanmış bir düzen de, kanla yıkanmış bir oyun tahtasın da, şeytanlara ruhunu satanlarla bir oyun'un ortasında bulur. O oyundan ne kaçabilir, ne de kaçmak ister. Çünkü bazen taşıdığın o soyad, şeytanlarla oyun oynamaktan daha ağırdır.
O soyadın ağırlığı, onu; o şeytanlarla bir oyuna sürüklemişti. Bu oyun da merhamet veya acıma yoktu. Vicdan yoktu. Kuralları şeytan yazar, yalnız onlar kazanırdı. Oyuncular bir birine acımaz, kazanmak için her şeyi yapardı.
Sonra aşk girerdi oyuna... ama aşk kazanmazdı. Sadece güç ve onun uğruna kaybedilenler vardı. Güç savaşın da Kazanırmıydı aşk? Kazanamazdı.
Çünkü bu oyunda aşk, bir ödül değil; bir zayıflıktı.İnsan en çok sevdiği yerden vurulurdu. Şeytanlar bunu herkesten iyi bilirdi. Bu yüzden kimse kalbini masaya koymazdı. Koyanların ise ya mezarı kazılır ya da adı unutulurdu.
Ama oyunun en büyük hatası da buydu.
Çünkü güç için yaşayanlar, aşkın insanı ne kadar tehlikeli yapabileceğini unuturlardı.
Bazen insanı en karanlık savaşın içine sürükleyen şey, uğruna her şeyi kaybetmeyi göze aldığı tek kişiydi. Bu yüzden kimse aşka yer vermezdi. Çünkü aşk, kurulan düzenleri bozar; sadakatleri satın alınamaz hâle getirirdi. Aşktan korkmaz gibi görünürl