Vatan...
Bu kelime yıllardır içimde bir sızıydı. İlk kez altı yaşımda babamın ağzından duydum. 'Toprak, uğruna can verildiğinde vatan olur, kızım,' demişti. O zaman anlamamıştım. Şimdi ise her adımda, her tetik çekişimde, her soluk alışımda hissediyorum.
Vatan bir bayrak, bir harita değildi. Vatan, düşmanın korktuğu adım, dostun sırtını yasladığı duvardı.
Şimdi, o duvarın bir parçası olarak, bu dağlarda, göğsümdeki soğuk metalin yükünü taşıyorum.
Son üç aydır dağdaydım. Gece gündüz operasyon, pusu, istihbarat... Gözlerim yorgun ama zihnim açık. Uykusuzluğa, açlığa, soğuğa alışmıştım. Ama alışamadığım bir şey vardı: Ölüm. Arkadaşlarımı bir bir toprağa vermek.
Annem... Onun mesajları hep yanıtsız kaldı. Babam ise yıllardır yoktu. Ne düşündüğünü bilmediğim, sesini bile unuttuğum bir adam. Vatan, aileden büyük müydü? Belki de...
Ama bilmediğim bir şey daha vardı. Hayatımı sarsacak bir gerçek, bir emirle önüme serilecekti. İstanbul'da, yıllar önce doğduğum hastanede bir hata yapılmıştı. Kan bağı... DNA... Gerçek aile...
Ama şimdi bunların sırası değildi.
Şimdi, savaşın içindeydim.
Başarılı askerimizin görevden dönmesiyle hayatında her şeyin değişimini anlatan bir hikaye.
Asıl gerçekler ortaya çıktıkça karakterimizin nasıl baş ettiğini beraber öğrenelim