İnsanlar, yaşamları boyunca bir yere ait olma, varlıklarını bu muazzam yapbozun bir parçası kılma çabasıyla yanıp tutuşurlar. Kimileri, bu resmi tamamlamak adına öylesine büyük bir arzu ve tutku ile kavrulur ki, tablonun geneline bakıldığında kapladıkları alanın ne kadar küçük olduğunu fark etmeye bile vakit bulamazlar. Oysa bazıları, kendilerine bahşedilmiş gibi görünen o daracık köşeye sessizce çekilir, unutuşun kollarına sığınır ve zamanla silinip kaybolmayı dilerler.
Ailemin yanındaki eski fotoğrafa baktığımda, o çerçevenin içinde kapladığım alanın ne denli geniş göründüğünü fark etsem de, aslında varlığım, bir toz zerresinin bıraktığı en küçük izden bile daha silikti. Fotoğrafta her şey yerli yerinde duruyordu: Donmuş gülümsemeler, birbirine dokunan eller, mükemmel bir bütünlük illüzyonu... Oysa ben, o görüntünün içinde kendimi hiçbir zaman ait hissedememiştim.
Benim tek bir gayem vardı: Kendi tablomda, her bir köşeyi kendimle doldurmak. Başkalarının gölgesinde solmaya mahkûm bir yaşam, isteyeceğim son şey bile değildi. Çünkü biliyordum ki tek olmadığım sürece canım yanacaktı."
Arina yaşadığı hayatın tamamen planlanmış olduğunu fark ettiğinde ise bazı şeyleri değiştirmek için çabalamaya başlamıştı.
Seluruh Hak Cipta Dilindungi Undang-Undang