Kırık Düşler ve Kanlı Gerçekler
Gökyüzü titredi, yıldızlar birer birer söndü. Rüzgâr, geçmişin fısıltılarıyla doluydu. Bir zamanlar sevgiyle atan bir kalp, şimdi yankılanan bir boşluktan ibaretti.
Yağmur düştü, toprağa karıştı. Kırmızıya boyanan eller, artık temizlenmeyecek bir günahı taşıyordu. Zaman durdu, anılar sisin içinde kayboldu. Ve o, fısıldadı karanlığa:
"Beni affet, ama unutma."
Sevdiği her şeyi kaybeden bir adam.
Gerçek ile sanrı arasında sıkışmış bir zihin.
Ölüme boyun eğen aşklar, kanla yazılan yeminler.
Adrian Voss.
Hayatına giren herkesin trajediye sürüklendiği adam. Bir zamanlar sevdiği kadın, Sarah, kendi elleriyle hayattan vazgeçtiğinde, onun ruhu da toprağa gömüldü. Ama geçmiş asla geçmişte kalmaz. Şimdi Sarah, gölgeler arasından sesleniyor. Ya da Adrian öyle sanıyor.
İçinde kaybolduğu karanlığın ortasında Isabelle beliriyor-bembeyaz bir ışık gibi. Isabelle varken dünya duruyor. Kalbinin üstüne çöken ağırlık hafifliyor, aklı berraklaşıyor. Ama Isabelle onun kurtuluşu mu, yoksa en büyük yanılsaması mı?
Gerçekler kanla yazılmış bir hikâyenin içinde kayboluyor.
Adrian'ın gördükleri, hissettikleri... gerçek mi, yoksa çoktan delirdi mi?
Ve eğer gerçekten delirdiyse... onu kim durdurabilir?
"Bu avına âşık olan bir avcının skandalı değil... Hâkeza sen aslanın pençesine düşmüş zarif bir ceylan değilsin; kurdun inine düşmüş bir kuzu da değilsin." diye fısıldadığında, sıcak nefesi sus çizgime çarptı. Kül kokan parmaklarının tersi şakaklarımdan aşağıya doğru yavaşça sürtünüp, kirpiklerime takılmış uzun perçemlerimin bir tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Sen sürüsü olmayan bir kar leoparısın, ben de seni yamacında saklayan uçurum."
•
•
•
*Kurgunun bütün hakları bana aittir! En ufak bir çalıntı durumunda, gerekli işlemler başlatılacaktır.