Bazen hayat, kendi yolunu çizmeyi değil, başkalarının izlediği yolları takip etmeyi öğretiyordu.
Varlıklı bir ailenin tek çocuğu, şımarık ve genellikle her istediği olan, evin göz bebeğiydim. Evet, gece hayatım vardı, gezmeyi ve alışveriş yapmayı seven de biriydim. Çok hata yapmış olduğumu da kabul ediyordum.
Yanlış arkadaşlıklar kuran, gereksiz yere para harcayan ve her an parti yapmayı da arzulayan biriydim, kabul ediyorum. Ama İtalya'da.
Kabul etmediğim tek bir şey vardı; o da babamın memleketi Urfa'ya gitmek!
Hayır, yanlış anlaşılmasın, Urfa'yı seviyordum ama ne gece hayatım vardı ne de çılgın arkadaşlarım. Sadece babaannem, dedem, amcam, yengem, çocukları ve halam vardı. Atlamadan, bir de medeniyet anlatan tarihi.
Bazen el-âlem de oluyordu, onlar artık her neyse.
Kısaca, İtalya'daki hayatımda olan şeylerin çoğu yoktu. Sıkılıyordum ama sıkılmama rağmen Urfa'yı seviyordum. Memleketimdi, ne kadar çok sıkılsam da her yaz mutlaka gelirdim.
Eğer babam iflas etmeseydi, bu sadece her yazla kalacaktı. Lakin kaderin benim için planladıkları ve hayatımın gidişat yolu farklıydı. Bu sefer temelli gelmiştik, uzun bir süre. Sıkılmaktan eriyeceğim kadar uzun bir süre.
Bảo Lưu Mọi Quyền