Komiser Asya İpek Yazgı ve ekibi, korkunç bir seri cinayet dosyasını üstlenir. Katil, kurbanlarını asitle öldürmekte ve arkalarında tek bir iz bile bırakmamaktadır. Medya ve polis, bu gölgeler içinde saklanan katile "X" adını takar.
Asya, günler süren yoğun araştırmaları sonucunda X'in kimliğine dair kritik bir ipucu yakalar. Ancak gerçeğe ulaşamadan, yorgunluktan karakolda uyuya kalır. Gözlerini açtığında, bir şeylerin farklı olduğunu hisseder. Tam acil durum düğmesine basacağı an, X gölgelerin arasından belirir.
Ve ona beklenmedik bir teklif sunar: Eğer Asya X'e yardım ederse, yıllar önce kaybolan ikizini bulacaktır.
Asya'nın elinde yalnızca belirsiz ipuçları varken, X onun hakkında her şeyi bilmektedir. Ekip soruşturmaya devam ederken ortada sadece bir bilinmezlik vardır.
Ama Asya bir şeyi çok iyi bilmektedir: X'e güvenmek ölümle dans etmek gibidir.
Bu ölümcül oyunda adalet mi galip gelecek, yoksa sırlar Asya'yı da karanlığın içine mi çekecek?
Gerilim, suç ve psikolojik savaşın iç içe geçtiği bu hikâyede, kim av, kim avcı?
Ülkede ardı ardına işlenen cinayetler, alışılmış hiçbir suç tanımına uymamaktadır.
Olayların vahşeti ve biçimi, bunların sıradan bir insan eliyle yapılmadığını düşündürür. Bu gizemli ölümlerin peşine düşen özel bir ekip, soruşturma derinleştikçe geçmişte üstü örtülmüş karanlık bir gerçeğe yaklaşır yıllar önce, on çocuğun dâhil olduğu gizli bir deney.
Bu çocukların kaderi hâlâ bilinmezken, cinayetlerin sorumlusu olarak tek bir isim öne çıkar Bade'nin abisi Atilla Ertekin. Suç Atilla'nın üzerine yıkılır. Ancak gerçek, resmî kayıtlardan çok daha karmaşıktır.
Ekip, cevaplara ulaşabilmek için yıllar önce yapılan o deneyde hayatta kalan tek kişiye Bade'ye başvurmak zorunda kalır.
Her adımda yeni bir soru, her cevapta daha karanlık bir sır ortaya çıkar. Çünkü bazen asıl tehlike hapishane duvarlarının ardında değil, özgürce dolaşan gölgelerin içindedir.