MAZİNİN KÖSTEĞİ { LİSELİ }
"Beni ittiğin o karanlıkta, yeniden doğabilir miyiz?"
"Seni o uçurumdan iten ellerim, şimdi seni bırakmamak için titriyor."
Geçmişin tozlu bağ yollarında, zifiri karanlıkta itiraf edilen sırlar ve imkânsız bir aşkın ilk kıvılcımları...
~İnsanlar Mazinin Kösteğidir.~
Fırat, elini belimden çekip yanağıma doğru götürdü. Parmak uçlarıyla, porselene dokunur gibi yüzümü okşadı. Sakallarının sertliği elimin tersine değdiğinde içimin titrediğini hissettim. İki yılın özlemi, o küçük dokunuşta patlama yaptı. Gözlerimi kapattım; onun sıcaklığı, onun varlığı benim için tek gerçeklikti.
"Hala aynı kokuyorsun," dedi Fırat, sesi yumuşayarak. "Yağmurdan sonraki toprak gibi... Ben bu koku için iki yılımı feda ettim. Şimdi karşımdasın, dokunabiliyorum ama sanki hala bir hayal gibisin."
"Bana hala kızgın mısın?" diye sordum fısıltıyla.
Fırat derin bir nefes aldı, ciğerlerini benim kokumla doldurmak ister gibi. "Sana kızgın değilim Su. Ben kendime, seni koruyamadığım için kızgınım. Ama bitti. Artık o koca duvarların arkasına saklanmana izin vermeyeceğim. Sen benim limanımsın ve gemi eninde sonunda evine döndü."
Gözlerimi açtığımda, Fırat'ın bakışlarındaki o sönmeyen yangını gördüm. O yangın, beni yakıp kül etmeye değil, ısıtmaya yeminliydi. İki yıl önce bıraktığım o hırçın çocuk, şimdi beni kollarıyla sarıp sarmalayan, tüm dünyaya kafa tutan bir adama dönüşmüştü. Fırat'ın o heybetli gölgesinde, ilk kez gerçekten döndüğümü, gerçekten "Su" olduğumu hissettim.
Elimi elinden çekmek istedim ama o, parmaklarımı daha da sıkı kenetledi. "Gitme," dedi sadece. "Bu gece değil. Hiçbir gece."
O an anladım ki; kader bizi ne kadar uzağa savurursa savursun, Fırat benim döküleceğim tek denizdi. Ve bu dağ başında, yıldızların altında başlayan bu dans, yarım kalan hikayemizin en görkemli başlangıcıydı.
GEÇMİŞ