"Gece yarısı, ayın soluk ışığı ormanın derinliklerine sızarken, rüzgarın fısıldadığı sırlar yankılanıyordu. Lucas kaybolmuş hissettiği bu karanlık dünyada, geçmişinin gölgeleriyle yüzleşmek zorundaydı. Her adımında, ayaklarının altında hışırdayan yapraklar onu kendi gerçeğine daha da yaklaştırıyordu. Bu gece, kaderinin değişeceği bir anın eşiğindeydi. Uzakta, bir melodinin yankıları, onu bilinmeyene çağırıyordu..
Lucas ölümün çocuğu, doğumuyla milyonlar ölen, ölümüyle de milyonlar doğan kehanetin çocuğu, doğduğu gün ailesinin katili, Satoriva gezegeninin ölüm meleği olmuştu. Daha 20 günlükken Satoriva gezegeninden dünya gezegenine sürgün edildi. Kendi gerçekliğinden uzak bir hayat sürdü. Bu hayat ona bağışlanmış mıydı? Yoksa çalınmış mıydı. ?
Kendini bulması için uzun yol kat etmesi gerekiyordu. Lucas, bu yola çıktıkça Satoriva'nın her köşesinde farklı ruhlarla karşılaştı. Kimi ona düşman, kimi dost oldu. Ancak hepsinin ortak bir noktası vardı: Lucas'ın doğumuyla birlikte gelen kehanetin ağırlığı. Bu kehanet, onu hem bir lanet hem de bir umut ışığı olarak görüyordu. Her karşılaştığı ruh, onun içindeki gücü hissetti ve ona yol göstermeye çalıştı. hepsi Lucas'ın içindeki karanlığı hissetmişti. Her karşılaşma, ona kendisini daha iyi anlama fırsatı sundu. Düşmanları, onu yok etmek için planlar yaparken, dostları ise ona rehberlik etmeye çalışıyordu. Bu ruhlar, Satoriva'nın geçmişine dair önemli sırları taşıyorlardı.
O Mor Yakut'tu, Mistik ve ruhani deneyimleri, zenginliği, iktidarı, gösterişi, hatta şiddet ve cinselliği simgelerdi ama bu Satoriva gezegeni için geçerli değildir. Mor, onlar için lanetti. Lucas bir lanetti, kehanetin çocuğu mutluluk getirmezdi, o ölümün kendisiydi.
Lüks ve ihtişam içinde büyüyen Melek, babasına meydan okumasının ardından kendini Karadeniz'in bir dağ köyünde öğretmenlik yaparken bulduğunda kaderin ona sarsıcı bir sürprizi vardır.
Yıllar önce acımasızca reddettiği silik ve sessiz bir genç olan Tahir'in şimdi karşısında Fırtına lakabıyla dağları kasıp kavuran bir yüzbaşı olarak durması tüm dengeleri alt üst eder. Yıkım Timi'nin karizmatik ve disiplinli komutanının gözleri Melek'in hatırladığından çok uzakta, buz gibi keskin ve acımasızdır.
Aralarındaki çatışma kısa sürede alev alarak, yerini inkâr edilmesi imkânsız bir çekime bırakırken Karadeniz'in hırçın dalgaları, sert rüzgârları ve samimi insanlarıyla sınandığı bu yeni düzen; onun için hem gülümsetecek bir savruluş hem de yüreğinin hikâyesini Karadenizli bir adamla yazacağı bir yolculuğa dönüşecektir.
Yürek mevzilerinde sipere yer yok be öğretmen hanım.
Düştüğün an esirsin.
Ben de esirim artık,
Hem Karadenize hem bir çift ela göze...