İstanbul, 1980. Sokaklarda sıkıyönetimin ağırlığı hissediliyor, ama bu kentin karanlık sokakları her zaman başka hikâyeler anlatır. O gece, Beyoğlu'nda eski bir apartmanın çatı katında işlenen cinayet ise unutulmaz olacak.
Cansız beden, odanın tam ortasında yatıyordu. Sol bileğinde kırık bir saat, zamansız durmuştu: 02:13. Kimse, bu saatin neden kırıldığını bilmiyordu. Ama başkomiser Kemal, gözlerini cesedin üzerine diktiğinde bir şeyler sezdi. Cinayet mahalli, fazlasıyla düzenliydi. Bir mücadele izine rastlanmıyordu. Sanki katil, işini kusursuz yapmış ve geriye sadece zamanın sustuğu anı bırakmıştı.
Bu saat, sadece zamana değil, bir insanın hayatına da son vermişti. Kemal, masanın üzerindeki not defterini aldı. Birkaç sayfası yırtılmıştı ama son kalan kelimeler açıkça gözüküyordu:
"Saat, kırıldığında seni tanıyorum artık."
Bundan daha büyük bir ipucu olamazdı. Ama kimin saati kırılmıştı, katilin mi yoksa kurbanın mı?
Todos os Direitos Reservados