"Bazen adalet mahkeme salonuna sığmaz..."
"Yarın gece. Saat 23.00. Yer: Kadıköy İskelesi. - M.S."
İsmin altındaki harfleri gördüğünde dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm belirdi. Mert Sancak. Eski dostu, artık aynı yolda yürüdüğü bir isim.
Ve o gece, ıslak rüzgârın vurduğu iskelede üç adam yan yana geldi:
- Ulaş Yakup Saylan.
- Yavuz Kara.
- Mert Sancak.
Yavuz, mavi gömleğinin kollarını sıvamış, sigarasından derin bir nefes çekiyordu. Hafif alaycı bir gülümsemeyle,
- "Bizi yine fırtınanın göbeğine soktun Ulaş," dedi.
Mert ise takım elbisesinin düğmesini iliklerken ciddi bir ses tonuyla ekledi:
- "Ama bu sefer farklı. Karşımızdakiler sadece İstanbul değil... Amerika'yla da iş tutuyorlar."
Ulaş, derin bakışlarını karanlık denize çevirdi. Sessizliği birkaç saniye sürdü. Sonra soğuk ama kesin bir tonda konuştu:
- "O zaman bu gece, gerçek savaş başlıyor."
Üçünün gözleri buluştu. O an sessiz bir ant içilmiş gibiydi. Geçmişlerinin yaraları farklıydı ama kader aynı noktada kesişmişti: adalet.
Ve bu üç adamın ismi, çok geçmeden İstanbul'un en karanlık sokaklarında fısıltıyla dolaşacaktı.
Bu bir mahkeme savaşından fazlası. Bu, inanç, aile, kayıp ve hakikatle örülü bir hesaplaşma.
Ve bazı kararlar, sadece yargının değil; kalbin de terazisine bırakılır...
Todos os Direitos Reservados