Kıbrıs'tan Gönlüme
Hayat, bazen en çok istediğimiz şeyleri değil, en çok ihtiyacımız olan dersleri önümüze çıkarır. Ben de tam olarak böyle bir hayatın içindeydim.
Evliydim, bir çocuğum vardı. Ama ne eşimle ne de hayatımla gerçekten mutluydum. Eşim, gün geçtikçe daha da uzaklaştı benden. Ne bir ilgi, ne bir sevgi, ne de en ufak bir merak... Sanki evde bir yabancıyla yaşıyormuşum gibi hissettim.
Ta ki o gerçeği öğrenene kadar...
Eşimin beni aldattığını, gözümün önünde ama farkında olmadan yaşadığım o sessiz çöküşle öğrendim.
Tam bu zorlu süreçte hayatıma hiç beklemediğim biri girdi.
Kıbrıs'tan gelen, üç yıllık görevini tamamlamış olan kaynım...
Askerdi. Gururluydu. Yaralıydı belki de. Onun eve, o memlekete dönüşü sadece bir görevin bitişi değildi; benim için yeni bir fırtınanın başlangıcıydı.
İlk başta sadece bir çekimdi...
Sonra içimde büyüyen, bastırmaya çalıştığım ama her geçen gün daha da güçlü hâle gelen bir duygu.
Hem yanlıştı...
Hem imkânsızdı...
Hem de hayatımda hissettiğim en gerçek şeydi.
Bir anneydim.
Bir eş...
Bir kadın...
Ve bütün bunların arasında kendi kalbimin sesini duymaktan korkuyordum.
Peki, bu yasak duygunun içinde nasıl bir yol bulacaktım?
Hayat bana ikinci bir şans mı sunacaktı, yoksa beni yine en acı sınavıyla mı karşılaştıracaktı?
Bu, hem kaybettiğim hem de yeniden kazandığım hayatın hikâyesi...
Ve belki de kalbimin, Kıbrıs'tan gelen bir yolcuya doğru attığı ilk adımın hikâyesi...