Karanlık...
Zincirlerin tangırtısı yankılanıyordu loş odada.
Kafesler, tasmalar, kelepçeler... Ve bir silah.
Hepsi oradaydı; sessizce ama tehditkâr biçimde varlıklarını hissettiriyorlardı.
Ve sonra fark ettim onu.
Yatakta, neredeyse görünmeyecek kadar sessiz, varlığı gözardı edilmeyecek kadar iri, oturan bir adam vardı.
Sanki orada değilmiş gibi, sanki o karanlık onun bir parçasıymış gibi...
İki hafta sonra...
O koku.
Birden, burnuma dolan tanıdık o yoğun koku...
Refleksle başımı çevirdim, koltukta oturan adama doğru.
Olamazdı.
Aynı adam olamazdı!
Bu... imkânsızdı.
Ama yine de içimdeki ses susmuyordu:
O'ydu. Tanıyamayacağım kadar farklı ama unutamayacağım kadar tanıdık...
Bir kaldırımın köşesinde buldum hayalimi.
Gözlerimi kapattım, bıraktım avucuna kalbimi.
Dedi ki, sonuna kadar tutacak mısın elimi?
İçimden cevapladım, birlikte tırmanacağız tüm merdivenleri.
Mumlar üfledim, dilekler diledim.
Kayan her yıldızda adını sayıkladı dilim.
Ve o bana doğru tek bir adım geldiğinde
Ben hiç gitmesin diye bütün yolları denedim.
🏀
"Doruk?" dedim heyecanla. Bakışları yüzümde oyalanmaya devam ettikçe duramadım yerimde. Bir şey söyleyecekti. Bir şey söylemek için buradaydı. "Kaptın mı formayı?"
"Feza," dedi ve seri adımlarla ona doğru ilerlediğim sırada o da birkaç adım yaklaştı bana. Sadece ismimi söylemişti ama heyecanını yansıtması için bu yeterliydi. Devam etmesini beklerken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. "Kaptık formayı."