Bir zamanlar, Valdora adında büyüleyici bir ülke vardı.
Beyaz çiçeklerin ovaları sardığı, geceleri yıldızların toprağa kadar indiği,
Aşkın, sevginin ve sadakatin insanların kalplerinde hüküm sürdüğü bir diyar...
Valdora'nın kalbinde bir kral vardı.
Adaletiyle, merhametiyle, halkına uzattığı sıcak elleriyle...
O, yalnızca bir yönetici değil, bir umuttu.
Ama bir sabah, şafak farklı doğdu.
Gökyüzü suskundu.
Ve o sabah, kralın gözleri son kez kapandı.
Kraliçe, sevdiği adamı toprağa verdiği gün gözlerindeki ışığı da yitirdi.
Kalbinde filizlenen özlem, zamanla acıya,
Acı ise karanlığa dönüştü.
Sarayın soğuk duvarlarında yankılanan emirlerle, Valdora'nın üzerine gölgeler çöktü.
Ve sürgünler başladı.
Kimisi "fazla duygusal",
Kimisi "fazla sessiz" olduğu için,
Kimisi ise sadece bir yüzü hatırlattığı için kapı dışarı edildi.
O da onlardandı.
Suçsuzdu.
Ama bir annenin gözünde sadece bir hayaletti.
Çocuk yaşta acıyla tanıştı.
Sustu. Katlandı. Dayandı.
Ve on sekizinde, ardına bile bakmadan kaçtı.
Yolları, kaderin binbir cilvesiyle Diana'yla kesişti.
İkisinin de sırtında taşıdığı yükler, bir dostlukta anlam buldu.
Ama geçmiş, kolay kolay susmazdı.
Ve kader, hiçbir zaman tek bir yoldan yürümezdi.
"Kayboluşa Mahkum Olanlar"
Bir adamın kendini, kalbini ve kırık dökük parçalarını toplama hikâyesi...
Çünkü bazılarını kader değil,
İnsanlar kaybettirir.
"Kayboluşa Mahkum Olanlar"
Bir adamın çocukluk travmalarıyla, sarayın yalanları arasında sıkışıp kalmış hayatına tanık olmaya hazır mısınız?
Çünkü bazıları sadece geçmişini değil...
Kendini de kaybeder.
All Rights Reserved