Her zamanki gibi okulun kapısından içeri adımımı attım. Yeni bir gün, aynı sahne, aynı bakışlar... Çoğu insan yerimde olmayı isterdi. Neden mi? Çünkü ben okulun popüler kızıydım.
Kulağa güzel geliyor, değil mi? İnsanlar seni tanıyor, saygı duyuyor, gülümsüyor... ama hepsi o kadar. O gülümsemelerin ardında gizlenen kıskançlıkları, o sahte dostlukları fark etmemek zor değil.
Yine de umursamıyordum. Çünkü bu dünyanın kuralı buydu: ya parlayan yıldız olursun, ya da karanlıkta kaybolanlardan biri.
...
Hayır, şaşırmıyordum. Bu okulun en sıradan hâli buydu zaten. Dışarıdan bakınca herkesin aklında aynı düşünce vardı: Okul, eğitim almak için en doğru yer.
Ama gerçekten öyle miydi?
Bazen burası bilgiyle değil, maskelerle dolu bir sahneye benziyordu. Derslerden çok insanların birbirini ezberlediği, notlardan çok dedikoduların konuşulduğu bir yerdi burası.
...
Okulda her ne kadar umursamaz görünsem de, sokaktan çok okulda kalmayı tercih ederdim.
Çünkü dışarısı... dışarısı fazla gerçekti.
Orada insanlar sözleriyle değil, sessizlikleriyle bile can yakabiliyordu. Okulun duvarları arasında en azından roller belliydi; dışarısıysa maskesiz, acımasız bir yerdi.
...
Bu adama hep yalan söyledim.
Ama başka bir şansım var mıydı?
Bazen doğruyu söylemektense sessiz kalmak daha güvenli olur... çünkü bazı gerçekler, bir kez duyuldu mu her şeyi yakar. Ve ben bazen yanmayı göze alamıyordum...
..
İnsanlar yargılamayı severdi.
Ne duyduklarına ne de gördüklerine tam olarak inanırlardı, ama yine de konuşurlardı.
Kimin haklı, kimin suçlu olduğunu bilmeden karar verirlerdi.
Peki ya ben?
Ben kimseye inanmam. Çünkü insanların gördükleriyle anlattıkları hiçbir zaman aynı değildir.
All Rights Reserved