"Taht tek kişilikti... Ama göz diken çok fazlaydı."
Geceleri kandillerin bile titreyerek yandığı o sarayda, yalnızca altın değil, kan da dökülürdü. Sessizliğin ardında bir çığlık, tebessümün gerisinde bir hançer gizliydi. Her odada bir sır fısıldanır, her doğum yeni bir savaş başlatırdı.
Gürcü dağlarının serinliğini yüzünde taşıyan o kadın, Topkapı'ya bir armağan gibi geldi. Ama kimse, onun yalnızca bir kadın olmadığını fark edemedi. Gözleri yere eğikti ama aklı yüksekteydi. Her selamın altında bir hesap, her tebessümün gerisinde bir tehdit gizliydi.
Onun gelişiyle dengeler değişti.
Doğurduğu her çocuk, bir hançer gibi saplandı diğer kadınların kalbine.
Ve o, yalnızca evlatlarını değil... kendi tahtını da doğurdu.
Kimileri aşkı için yandı, kimileri çocukları için...
Kimileri ise ne aşk tanıdı, ne evlat.
Sadece güç... sadece zafer.
Saray duvarlarının ardında: bir padişah, yedi kadın, onlarca çocuk...
Her biri kaderini kendi elleriyle yazdı.
Ve biri - o biri - hepsini susturacak hamleyi yaptı.
Artık ne güven vardı, ne merhamet.
Çünkü hanedanlık bir oyundu.
Ve bu oyunda her piyon, bir gün şah olabilirdi.
All Rights Reserved