HOZATLI • bxb
Burnuna sızan o öfkesi gibi harlanmış sedir ağacı kokusu öylesine tanıdıktı ki. Girdiği ortamı aniden bu koku sarardı ülkücünün. Aldığı koku havada bir tek ikisinin aralarındaki gerilimden dolayı alabileceği barut kokusuyla karışınca başı döner gibi oldu. Buğday teni alev alev yanıyordu sanki, sızım sızım sızlıyordu hiddetinden. Karanlığa alışan yeşil gözbebeği büyüdü, gözlerinin beyazına kan oturmuştu çoktan. Ülkücünün siyaha çalan koyu kahve gözlerini seçebilmeye başladığında kaşlarının ortasında derin bir yarık meydana geldi, gözlerini kısarak tek tek onun gözlerine dikti bakışlarını. Fırtına öncesi sessizliğin alametiydi bu bakışlar. Bir kibrit çaksan alev alacak koyu harelerin de kendininkinden pek farkı yoktu. Bundan sonra ikisini de durdurabilene aşk olsundu.
Şayet olursa aşk, asıl zemheri ise o zaman başlardı.