Gözlerime kilitlendi. "Çağla, son şansın." Dedi gerçekten konuşmamı ister gibi. Bir yandan da sesi buz gibiydi. Benim Savaş'ım. Gerçekten kötü biri gibi davranıyordu.
"Ne zamandır kabadayılık yapıyorsun Savaş?" demek geldi içimden. Kafasını iki yana salladı sabırsızca. "Yanlış cevap." Dedi ve o an ayağa kalkıp arkasındaki adama, yerdeki adamıma silah çekti. Çığlığımı içimde tutmak için avcumu dudaklarıma kapattım. "Son şansın olduğunu söylemiştim." Derken yerdeki adamım, yani Kafes'in adamı, bağlı ağzının içinden çığlık atmaya çalıştı. Gözümü yerdeki adamdan çekemiyordum. Ölecekti. Benim yüzümden.
"Dur!" dedim. Ya da demeye çalıştım. Gözlerimi Savaş'a çeviremeden adama bakmaya devam ettim ama konuşacak gücü kendimde bulamadım.
"Nereden gönderildiğinle başla." Dediğinde kafamı ancak ona çevirebildim. "Ve Çağla." Dedi oldukça sakin bir şekilde. "Sakın yalan söyleme." Diye ekledi.
"Kafes!" diye fısıldadığım anda silahını tekrar beline yerleştirdi. Karşımdaki koltuğa yerleşip gözlerini bana dikti. "Güzel gidiyorsun." Derken beni cesaretlendirdiğini mi sanıyordu?
⚠️ UYARI / DISCLAIMER ⚠️
Bu kitap tamamen kurgudur. Kitapta geçen kişi, kurum, kuruluş, mekan, marka ve olayların hiçbiri gerçeği yansıtmamaktadır. Gerçek kişi veya kurumlarla benzerlikler tamamen tesadüftür.
Kitapta geçen olaylar, diyaloglar ve tasvirler yalnızca yazarın hayal gücünden ibarettir. Gerçek hayatla ilişkilendirilmemelidir.
Eserde yer alan şiddet, cinsellik, psikolojik manipülasyon, hastalık, ölüm, travma, bağımlılık, suç ve benzeri tetikleyici unsurlar yalnızca hikâyenin dramatik kurgusuna hizmet etmek amacıyla yazılmıştır. Gerçek yaşamda uygulanması önerilmez ve teşvik edilmez.
Bu kitap; tıbbi, psikolojik, hukuki veya etik tavsiye niteliği taşımamaktadır. Buradaki hiçbir bilgi gerçek bir uygulama için örnek alınmamalıdı
"Rastlantı dünyanın en eski ilahi gücüdür, birine rastlamanız bazen bir ödüldür bazen de bir ceza." Jean Bayudrillard
Beş yıl önce yaşadığı zorluklar nedeniyle ülkeyi terk eden İzem Karahan, bir gece ansızın gelen bir telefonla babasının rahatsızlandığını öğrenir ve apar topar ülkeye geri döner. Babasının yoğun isteği ve ısrarı üzeriyle onun yerine bir toplantıya katılır. Ancak bilmediği bir şey vardır;
Masada oturan liderlerden birisi yüzüstü bırakıp gittiği kocasıdır.
Vural Demir Sezer'dir.
Hayatında daha önce hiç yaşamadığı kadar adrenalini, heyecanı, şoku, sevinci ve mutluluğu bir anda yaşayacak olan İzem Karahan peşine gölge olarak takılan geçmişten habersizdir. Annesinin bir kez bile elini tutmadığı İzem Karahan bu yolda kendine tutunacak bir dal arar.
Ancak Vural ona tutunacak bir dal değil, ağaç olur.
Annesi tarafından eli hiç tutulmamış, babası tarafından saçı hiç okşanmamış kız çocuklarına...