Saat 11:59.
Gecenin tam eşiği. Ne dünün kalıntısı, ne yarının başlangıcı.
Sokağın başında ayak sesleri yankılandı. Taş döşeli zeminin üzerinde, gecenin sessizliğini delen ince bir tıklama... Kadın topuklu ayakkabılarıyla yürüyordu. Siyah elbisesi tenini zarifçe sarıyor, her adımında gecenin kendisi gibi bir zarafetle salınıyordu. Gökyüzü yıldızsız, şehir nefesini tutmuştu.
Adam onu karşıdan izliyordu. Siyah takım elbisesi, kravatı hafif gevşemiş. Ellerini cebine sokmuş, bakışları karanlığa sinmişti. Onun geleceğini biliyordu. Belki de sadece hissetmişti. Ama oradaydı. Tıpkı her zaman olması gerektiği gibi.
"Saat kaç?" diye sordu kadın, dudakları kıpırdamadan. Gözleri adamın gözlerinde değildi. Omzunun arkasındaki karanlıkta bir şey arıyor gibiydi.
Adam cevap vermedi. Bunu söylemek için çok geç, anlamak için çok erken bir andaydılar.
Saat, 11:59'da durmuştu.
Ve bazı hikâyeler, tam da zamanın durduğu yerde başlardı.
...
25 yaşında olan genç kadın geleceğine mi bakmalı yoksa geçmişine mi sıkışıp kalmalı...
peki bu genç kızın yaşadıkları bir yalan çıkarsa veya Küçük bir çocuk iken ailesinden kopartıldıysa...l
bir taraftan evlat acısı yaşayan anne, baba Bir taraftan kardeş acısı yaşayan abiler...
daha ikizini tanımayan çocuk...
daha ablasını tanımayan ve onu hep merak eden küçük kardeş...