Ben dünyaya geldiğimden beri annemi çok az görebildim...
Çünkü çoğu zaman hastanedeydi. Kalbi yorgun ve hastaydı.
Aralık ayıydı. O yıllarda sonbaharda bile kar yağardı.
Karlı bir cumartesi günü, kardeşlerimle birlikte siyah-beyaz televizyonumuzun karşısına uzanmış, Belfy ve Lillibit çizgi filmini izliyorduk.
Her şey huzurluydu... ta ki kapı çalana kadar.
Kapıda yengem vardı. Sesini hâlâ duyar gibiyim:
"Haydi, hazırlan. Seni anneni görmeye götüreceğim. Onun eşyalarını da al."
Hava çok soğuktu.
Gökyüzü ve yeryüzü aynı renkti... bembeyaz.
Arabada oturmuş, dalgın dalgın camdan dışarı bakıyordum. Çocuk aklımla hiçbir şeyin farkında değildim.
Hastaneye vardığımızda babamı gördüm...
Gasılhanenin kapısında durmuştu.
Yüzünü bir mendille kapatmış, omuzları hıçkırıklardan titriyordu.
Kardeşlerim ağlamaya başladı, ben ise boğazıma kocaman bir düğüm oturmuştu... ama hâlâ tam olarak ne olduğunu anlayamıyordum.
Komşularımızdan biri elimi tuttu ve beni içeri götürdü.
İşte o anda annemi son kez gördüm...
Annem, soğuk suyun içinde yatıyordu.
Uzun siyah saçları suyun yüzeyine yayılmıştı...
Sanki su bile onu bırakmak istemiyordu.
O gün, annemi son kez gördüğüm gündü.
Ve o görüntü, kalbimden asla silinmedi...
All Rights Reserved