PRANGALAR
Zeyana, adaletin güçlülerin elinde bir silaha dönüştüğü, suskunluğun erdem sayıldığı bir düzende büyüdü. Öğretilen her kural itaati kutsuyor, verilen her öğüt başını eğmesini buyuruyordu. Çünkü bu topraklarda düzen, sorgulayanlardan değil; kabullenenlerden yanaydı.
Kutsal ilan edilen savaşlar, kanla yazılan zaferler ve korkuyla ayakta tutulan bir iktidar...
Bu dünyanın zincirleri demirden değil; kaderden, korkudan ve sessizlikten yapılmıştı.
Zeyana'nın mücadelesi bir kahramanlık masalı değildir.
Kurtulmayı değil, bedel ödemeyi göze alan bir ruhun yolculuğudur.
Çünkü burada özgürlük verilen bir armağan değil; alınan bir yaradır.
İhanetle örülmüş ilişkiler, gücün soğuk yüzü ve göz göze gelindiğinde bile kaderin yön değiştirdiği anlar arasında Prangalar, insanın en ağır zincirinin kendi sessizliği olduğunu fısıldar.
Kuşlar öldü, gökyüzü karardı ve hırslar uğruna her şey feda edildi. Ama maskeler düştüğünde anlaşıldı ki; bu kanlı savaşın içinde kirlenmeyen tek bir şey kalmıştı. Ve aşk, bu savaşta en masum duyguydu.
" Yaşadığını sanma Zeyana, yaşadığını hisset. Acısa bile hisset; çünkü sadece ölüler acı duymaz."