Büşra, barın loş ışıkları altında kahkahalar atıyordu. Masanın üzerinde birbirine karışmış kadehler, fonda çalan yüksek sesli müzik... Yanında arkadaşları vardı ama içten içe hiç kimseye ait olmadığını hissediyordu. Dudaklarına götürdüğü kadeh, sanki yalnızlığını bastırmak için tuttuğu bir sığınaktı. Gözleri ışıl ışıldı, ama içinde derin bir boşluk gizleniyordu.
O sırada şehrin başka bir köşesinde, Hamza akşam namazını yeni bitirmişti. Mahalle camisinde cemaatle vedalaşırken yüzündeki huzur dikkat çekiyordu. Genç yaşına rağmen, sakinliği ve olgunluğu insanlara güven veriyordu. Eline aldığı tespihi yavaşça çeviriyor, minarenin yanından doğan ay ışığına bakıyordu. Onun hayatı disiplin, dua ve hizmetle doluydu.
Birbirinden tamamen farklı bu iki hayat, aynı şehirde, aynı gökyüzü altında nefes alıyordu. Biri hayattan kopmuş, sahte mutlulukların peşinde; diğeri umudun ve inancın izinde. Ve kader, çok geçmeden yollarını kesiştirecekti...
Todos los derechos reservados