Onlar, birbirlerinin yaralarını sarmayı öğrenmiş çocuklardı.
Kimsesizliğin gölgesinde büyüdüler, ama birbirlerine tutundukça eksik yanlarını tamamladılar. Her biri farklı bir karakterdi; aşkın peşinde koşan Mila, yaramazlığıyla sınır tanımayan Işık, tatlılığıyla Balca, güzelliğiyle Nisan, sertliğiyle Demir, güvenli liman Eymen, neşesiyle Kuzey, aklıyla Uras... Ve hepsinin ortasında, kahkahasıyla olduğu kadar derinliğiyle de dikkat çeken Gökçe.
Çantalarını sırtlarına geçirip yeni liselerine doğru yürürlerken, henüz bilmiyorlardı:
Hayat sadece dostlukla değil, aşk ve kırılmalarla da sınayacaktı onları.
Ve Gökçe, bir gün okulun sahibi gibi takılan Tolga'yla göz göze geldiğinde, hem kendi kalbinin sesini hem de dostluğun gerçek sınavını duyacaktı.
Birlikte büyüyenlerin, yaralarıyla sevmeyi öğrenenlerin hikâyesi bu.
Hedefleri için gözünü karartmış olan Alin, bir yıl daha sınava çalışma kararı alır. Her şeyi bir kenara bırakmış, yalnızca derslerine odaklanmışken, kütüphanede tanıştığı bir adamla sınırlarını koruyacak mı yoksa yıkacak mıydı?
•
Arkamı döndüm ve apartmanın girişine doğru ilerledim. Kapıyı açmak için bir hamle yapacakken sesini duydum. "Alin!"
Omzumun üzerinde ona baktım. Dudaklarındaki o güzel kıvrılma görülmeye değerdi. "Sevgilim veya bir flörtüm olursa, bu yalnızca sen olursun."