
Rüzgârın taşıdığı her fısıltıda onların adı yankılanır... Kanlıkayakurt'un karanlık dağlarından, Brusa'nın gümüş sularına kadar uzanan bir hikâye bu. İki komşu,ve dost olan beyliyin evlatlarıydı. Derin zamanların sisinde kaybolmuş bir çağda, toprak kanla yoğrulmuş, yürekler yeminlerle mühürlenmişti. O çağın çocukları kaderle doğar, kaderle ölürdü. Kanlıkayakurt'un şehzadesi Mehmet Bey vardı; rüzgârla yarışan atların efendisi, sessizliğini kılıcıyla dile getiren bir bey oğlu. Onun kalbi kış kadar soğuk, bakışları gece kadar derindi. Brusa Beyliği'nin incisi, Melek Hatun ; Gözleri bir deniz kadar sesiz ve huzurlu,seside kendi kadar etkileyiciydi.Elleri bir o kadar şifalıydı. Bir savaş, bir ihanet, bir bakış... Hepsi aynı yazgının ipliğine düğümlenmişti. ama kader bazen kalbinde aşkın izini bırakır. Kader onları Mehmet veMeleyi her seferinde aynı göğün altında birleştiğinde yıldızlar bile sustu, rüzgâr bile yönünü unuttu. Herşey sanki sesizliye haps olmuştu. Ve o gün kader onlara hiç unutamayacağı yazgı yazmaya başlamıştı: "Kader, ne kılıçla silinir, ne gözyaşıyla yıkanır... Kader, sevmeyi bilenlerin alnına mühürlenir. Bazen bir bakış başlar her şeyi değiştirmeye... Ve o bakış, ömrün sonuna kadar sürer.All Rights Reserved
1 part