"Gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
'Gerçi yolunmuş sorgucun' dedim, 'ama korkmuyorsun
Gelmekten, kocamış Kuzgun, Gecelerin kıyısından;
Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?'
Dedi Kuzgun: 'Hiçbir zaman.'"
Kendi fanusunun kirli camından dışarıyı görmeyen küçük kız, yetimhaneye son düşüşünde yalnızlığından dolayı artık yaralarına isim koymadan da yaşayabileceğini öğrendi. Diren'di küçük kızın adı çünkü hayata baş kaldırdı hep. Başına gelen tüm kötülüklerde adını suçladı. Soyadı hiçbir zaman anlamlı olmadı onun için. Diren'di o ve onun kangrenini çözen; kalbi, aydınlığı olan çocuğun adı da Cesur'du. Biri isyan, diğeri ender; birlikte hayat oldular.
Yağmurlu bir günde, adını sanını hatırlamayan bir çocuk girdi hayatlarına. Kuzgun dediler ona. Diren'in karanlığı, sığınağı oldu. Duyguları onunla öğrendi. Dengelerini sağladı kara kuş. Biri isyan, diğeri ender, öteki her şeyden saklı; birlikte hayat oldular.
Yetimhaneden kaçtılar, sokaklarda yaşadılar, kara kuş onlardan uçtu, eksik bir şekilde hayat olmaya çalıştılar. Ta ki aydınlık, tamamen Diren'i terk edene kadar.
Diren yine yaralarına isim verecek kadar yalnız kaldı.
Bir ölüm kuşu, ona son anda ölüm meleği olarak uçana dek...
İkisi onlardan aydınlıklarını sökenlerden intikam almak için ant içtiler ve hikayeleri kanlı başladı. Cesur'un katilini bulacaklardı. Kararlılardı çünkü keder içindeydiler. Ölümleri üzerine söz vermişlerdi. Yaşamamalarına rağmen, nefeslerinin adına bu yemini biçmişlerdi. Biri isyan, öteki her şeyden saklı, birlikte hayat olamayacak kadar ölülerdi. O caniyi cehenneme sokmadan Araf'ta cezalandıracaklardı.
Todos los derechos reservados