Müjgan ve Mehmet Miran, birbirini delicesine seven iki gençtir. Tüm hayatları zifiri birer karanlıktan ibaretken birbirlerini bulup bu karanlığa bir ışık kaynağı olmuş, karanlığı aydınlığa çevirmeye çalışmışlardır. Aralarındaki bu bağı hiçbir şeyin koparamayacağını, onları hiçbir etkenin ayıramayacağını sanıyorlardır ta ki 10 Mayıs 1993'te yaşanan kazaya dek. Bu kazadan sonra ikisi de birbirini çok iyi tanıyan ancak hatırladıklarını zihinlerinin tozlu sayfalarına kaldırmış iki yabancıya dönüşür. Müjgan, ilk müdahele yapılırken gördüğü ancak doktorların basit bir halüsinasyondan ibaret olabileceğini söylediği adamı aramaya başlar. Çünkü hastanede Müjgan dışında bir kayıt açılmamıştır. Müjgan, kendi imkanlarıyla belki de gerçek bile olmayan bu adamı ararken Mehmet Miran çoktan onu bulmuştur. Lakin sevdiği kadın olduğu için değil, Müjganın hafızasını kaybetmesine sebep olan sır yüzünden. Müjgan, artık onun için sadece bu sırra ulaşması için yürümesi gereken bir köprüden ibarettir. Mehmet Miran, bir zamanlar kurban olacağı kadını hatırlamayıp onu bu intikam planına dahil ederken karşılaşacağı bir şeyi hesaba katmamıştır. O şey, Mehmet Miran'ı ve Müjgan'ı birbirine bağlayan yegâne şey olacak, kim bilir belki bu sayede zihinlerinin tozlu sayfalarına kaldırdıkları en parlak şey olan anılarını hatırlamaya yardımcı olacaktır.
...
Bu gece, bir mutlu sonun üzeri çizildi. Yerine bu defa kirli sayfalara, çirkin bir el yazısıyla kötü bir son yazıldı.
Her hikaye mutsuz biterdi. İster bitişiyle bir hüzün yüklensin ister bitmiş olduğu için mutsuz olsun.
Çünkü her bitiş, bir vazgeçişti.
...
"Sen, tüm bunlara rağmen sevmek isteyeceğim bir kadın değilsin Müjgan."
"Değmez miyim?"
"Değmezsin."
"Hiç mi?"
"Hiç."
Tutti i diritti riservati