Kaderin cilvesi mi, yoksa intikamın en tatlı tuzağı mı?
Onun adı, karanlığın en derinine kazınmış bir fısıltıydı. Karan , acımasızlığıyla nam salmış, merhameti sözlüğünden silmiş bir adam.
Lavinia ise, hayatını çalan adamın, yani düşmanının kızıydı. Masumiyeti, tehlikeli bir intikam oyununun ortasına düşmüş, ölüm çiçeği .
Onları bir araya getiren şey ne aşktı, ne de tesadüf. Yalnızca yıkım vaat eden, kaçınılmaz bir kaderdi. Her dokunuş, yasak bir yemindi. Her bakış, en tehlikeli itiraf.
Onun kollarında, düşmanının kanlı gölgesinde, Lavinia ait olmadığı bir dünyaya tutsak kaldı. Peki, bu imkânsız aşk, etraflarındaki iki düşman aileyi de ateşe vermeye yeter mi?
🎭 "Siyahların arasında bir kırmızı..."
O gece her şey sıradan başlamıştı.
Babasının ortağının düzenlediği o gösterişli baloda, herkes siyahlar içindeydi...
Ama Asel Akaydın, kuralları yıkmayı seçti.
Kırmızı elbisesiyle salona girdiğinde, tüm bakışlar bir anda ona çevrildi.
Ve o an...
Mirza Akkurt'un gözleri, kalabalığın içinden yalnızca onu gördü.
Asel o gözlere baktığında bir şeyler tanıdı,
Mirza ise yıllardır unutmamaya yemin ettiği o kızı nihayet bulmuştu.
🌹 Geçmişin izleriyle yeniden kesişen iki kalp...
Bu sadece bir balo değil, kaderin sessiz dansıydı.
Yepyeni bir evren, yepyeni bir tutku başlıyor...