"Bana ne yapacaksın ?" Sesim hiç olmadığı kadar ilgisiz çıkmıştı. "Canımın istediğini." Diye kestirip attı. Ağzımın içindeki kanı tükürürken sertçe yüzüne baktım. "O lanet canın ne istiyor peki?"
Bakışları yaptığı işten ayrılıp kısa vadede bedenimi buldu, rahatsız hissettim kendimi hemde hiç olmadığım kadar. Sol dudağının kenarı yavaşça oynadı. "Biraz eğlenmek." Sesi hiçte iyi niyetli bir adamın sesine benzemiyordu. Göğsüm hızla inip alçalırken, bana attığı yumruklar sebebiyle yüzümün bir tarafı uyuşmuştu.
"Senin oyuncağın değilim piç herif!" diye sesimi yükselttim. "Derhal çöz ellerimi, kendi iyiliğini istiyorsan." Kanımda dolaşan öfke, soğuk havada buhar olup dışa çıkıyordu sanki.
Sözlerim onu ayağa kaldırmaya yetmişti, ancak hâlâ yüzünde istediğim o ifadeyi yakalamış değildim. Yara bere içinde kalmış çehreme ve şu an olduğum konuma bakıp küçümsemeye devam etti beni. "Küfür etmesini de bilirsin." Bundan memnun olmadığı her halinden belliydi. Alayla güldüm. "Hoşuna gitmedi mi? Benimle biraz daha oynarsan daha fazlasını yapmayacağıma söz vermem." Bu konuda şaka yapmıyordum.
Yaklaştı, nefret edeceğim kadar çok yaklaştı. Kollarında tırnak izlerim, yüzünün ise sol tarafı kızarmıştı ve dudağı kanıyordu. Siyah saçları darmadağındı. Ve yüzünde daha önce hiç tanık olmadığım bir merhametsizlik vardı.
Wszelkie Prawa Zastrzeżone