Güneşli günlerde sıcaklığını özlediğiniz, okul dönüşü sağanak yağmurlara yakalandığında büyükannenizin sizin için hazırladığı lezzetli lattenin o pişmiş kokusuydu bu hikaye. Battaniyeler altında titreşen bir fenerle birbirinizi korkuttuğunuz, ama sonunda her şeyin geri tepip gece kaçamaklarında sabahlara kadar yükselen neşeli kıkırtıların sesiydi bu hikaye.
Bu hikaye, varlığını bile unuttuğunuz neşenin, kahkahaların, somurtmaların, şakalaşmaların nereye kaybolduğunu aramaya çalıştığınız bir yolculuk.
Soğuk hava, ıslak çoraplar ve çamurlu ayakkabıların hikayesi bu. Bazen bahardan önce toprağından sökülmüş kızıl bir gülün soluk yaprağı, bazen de sonbaharın koynunda dallardan düşmüş ve çürümeye yüz tutmuş kızıl bir elma.
Ama kim bilir, sonuçta bütün tohumlar filizlenmeden önce çürür, değil mi?
Işıkların söndüğü, kar tanelerinin eridiği, denizlerin durgunlaştığı, tüylerin rüzgara kapıldığı ve elmaların çürüdüğü şu günlerde...
Hayatta kalmalısın.
Uyarı: +18
All Rights Reserved