REVİR 17
"Yaratılanın aşkından, yaradanı unuttuk... Sınadı bizi yarattığıyla..." diye fısıldadım hatunun dudaklarına doğru. Sesim kendi kulaklarıma bile bir yabancı gibi, feryat edercesine ulaştı. Eski, çok eski bir besteden biliyordum bu sözü ama hiç bugünkü kadar canımı yakmamıştı, hiç bugünkü kadar üstüme cuk diye oturmamıştı. Ben o büyük sevdanın içinde kaybolurken, kadere karşı durabileceğimi sanmıştım. Oysa şimdi, tam da o sözdeki gibi en büyük sınavımın tam ortasındaydım.
Biraz daha yaklaştım. Aramızdaki o son mesafeyi de öldürüp dudaklarımı, canımdan çok sevdiğim o dudaklara bastırdım. Bu, her şeyi geride bırakan, tüm kelimelerin bittiği o son vedanın öpücüğüydü. Göğsüm sıkışırken, nefesim bir feryat gibi içimde kesilirken, kalbimin en derin yerinden yükselen o saf acı tüm bedenimi ele geçiriyordu.
Yavaşça, ruhumdan bir parçayı onun teninde bırakarak dudaklarından ayrıldım. Tam o anda, karanlığın içinde parıldayan bir ıslaklık çarptı gözüme. Kapanan kirpikleri arasından süzülen tek bir damla yaş, şakağından aşağıya, beton zemine doğru akıyordu.
Uyanıktı... Gitmek için kıpırdandığım ilk andan beri, belki de o rüyadan uyandığım ilk saniyeden beri uyanıktı. Gitmemem için yalvarmış, yalvarmalarının bittiği yerde ise bu sessiz gidişime uykunun arkasına saklanarak göz yummuştu. Konuşmadı. Sadece ağladı.
Yutkundum, boğazıma batan cam kırıklarını umursamadan yüzüne doğru son kez fısıldadım:
"Hoşça kal deniz kızı."