Alevlerin sesi, bazen insanın içinde duyduğu en derin korkudan bile daha yüksekti. Gecenin karanlığı, şehrin göğünde yükselen kırmızı-turuncu ışıkla parçalanırken, sirenlerin çığlığı sokaklarda yankılanıyordu. Hava is kokuyor, sıcaklık her nefeste biraz daha ciğerlere işliyordu.
Elif, yangın bölgesine adımını attığında yüzüne çarpan sıcak rüzgâr onu bir an sersemletti. Ama bu, alışkın olduğu bir histi; korkunun içinden geçen ve yine de dimdik duran her itfaiyecinin tanıdığı bir histi. Eldivenlerinin arasında tuttuğu hortumun ağırlığını hissetti, ama asıl ağırlık omuzlarında taşıdığı sorumluluktu.
Bir bina gözlerinin önünde alevlere teslim oluyordu. Camlar çatırdıyordu, duvarlar kararıyordu, içeriden bir yerden metalin çökme sesi geliyordu. Bir saniyelik tereddüt bile onlarca hayata mal olabilirdi.
"İçeride hâlâ birileri var!" diye bağırdı ekipten biri.
Elif'in göz bebekleri küçüldü. O an, kalbinin attığı ritim, alevlerin hışırtısıyla aynı hizaya geldi. Karanlığın içinden beliren alev, onun kaderiydi-o alev bazen düşman, bazen de yol göstericiydi.
Ve şimdi, bu cehennemin içine girme sırası ondaydı.
Maskesini yüzüne yerleştirip bir adım attı. Alevlerin sıcaklığı yüzüne vuruyor, duman boynunun çevresinde dolaşıyordu. Ama Elif geri çekilmedi.
Çünkü karanlığın içinde her zaman bir alev belirirdi.
Ve o alev, bu kez sadece bir yangını değil, geçmişinin karanlık sırlarını da aydınlatacaktı.
All Rights Reserved