Yapmak istediğim şey ile yapabildiğim şey arasında dağlar kadar fark var.
Elime verilen kalemi bir kılıca çevirmek zorundayım. Pardon, daha doğrusu elimde her zaman bir kılıç vardı. Ben doğmadan önce o kılıç çoktan benim adımı taşımaya başlamış, benim kaderim işte tam da o zaman belirlenmişti. Eli kılıçtan başka bir şey tutmaması gerekirken, ben kaleme uzanıp dururdum.
Hala da aynısını yapıyorum.
Kafamdaki taç ağırlık yapmaya devam ediyordu, hiçbir zaman bundan kurtulamamıştım. Akan kanımın, yanımda bana gururla bakan vezirimin, akıtılan kanın bir görünüş şekliydim.
Hep böyleydim ama işte, insan kendine söz geçiremiyor.
Kılıcım elimden kayar gibi olduğunda, çaktırmadan onu avcuma iyice yerleştirdim ve önümdeki insanlara baktım.
Herkes farklı kanar, evet, ama ben sadece normal insanlar nasıl kanarsa öyle kanamak istemiştim, bir soylu olmak değil.
"Kararınız nedir, kraliçem?"
Gözlerim yavaşça sesin olduğu yere kaydı, bir damla gözyaşı gözümden süzüldüğünde bunun üzüntüden değil de sinirden olmuş gibi göstermek için kaşlarımı çattım ve sert bir ifadeye büründüm.
"Yok edin."
Herkes farklı kanar, evet, ama kimse benim nasıl kanadığımı görmek zorunda değil.
*** Tüm hakları saklıdır.
***Soldier-poet-king testinden esinlenilmiştir.
All Rights Reserved