Duygu, çocukluğundan beri parlak olan her şeye karşı ayrı bir ilgi duyardı. Ama onu diğer insanlardan ayıran şey, sadece güzelliği değil, taşların "hikâyesini" merak etmesiydi. Bir mücevhere baktığında sadece değerini değil, nereden geldiğini, kaç yıl yerin altında kaldığını, hangi baskıya dayandığını düşünürdü.
Bir gün okulun düzenlendiği bir geziye katildi bu normal bir gezi olmayacaktı kafe veya müze gezisi değildi Kongo ülkesinin kinşasa eyaletinde bir geziydi. dağa çıktıklarında duygu ekipten bağımsız hareket ediyordu oysa öğretmeni onları bir çok kez uyarmıştı "sakin tek başınıza gezmeyin" demişti ama duygu ilk kez öğretmeninin koydugu bir kuralı çiğniyordu yürürken bir kaya parçasının aralığında kırmızı ve parlayan bisey gördü yaklaştığında evet
Bu bir yakuttu.
Ama tuhaftı...
•Işığı yansıtmıyordu, sanki ışık onun içinden çıkıyordu.
•Soğuk olması gerekirken ılık hissediliyordu.
•Ve garip bir şekilde, Duygu taşı elinde tutarken kalbi hızlanıyordu.
Merakla günlerce araştırdı. Kitaplara baktı, eski kayıtları taradı, uzmanlara fotoğrafını gönderdi. Ama aldığı tüm cevaplar aynıydı:
"Bu sıradan bir taş. Değeri yok."
Oysa değeri paha biçilemez bir taştı kitaplarda yer almaması onu daha değerli yapıyordu ama mafyalar ve teşkilat dahil bir çok devlet adamı bu taşı aramaya geçmişti. bakalım duyguyu neler bekliyordu.