"Git diyorsun..."
"İnanırsam giderim..."
Gün batımı gökyüzünü turuncuya boyarken, aralarındaki sessizlik her şeyden daha yoğundu. Uzaklaşmak için döndü ama adımları ilerlemedi. Çünkü bazı vedalar, söylenmek için değil, engel olunmak içindir.
"Bakma öyle..." dedi biri, sesi kırılmaya yakın.
"Nasıl bakayım?" diye karşılık verdi diğeri, bir adım yaklaşarak. "Sanki hiç önemli değilmişsin gibi mi?"
Aralarındaki mesafe bir nefes kadar kalmıştı artık. Kalplerinin ritmi birbirine karışırken, zaman sanki onları bekliyordu.
"Eğer şimdi gidersem..." dedi biri, gözleri diğerinin dudaklarında takılı kalmışken, "bir daha aynı şekilde dönemem."
Diğeri hafifçe başını salladı, neredeyse bir sır gibi fısıldadı:
"Ben de seni aynı şekilde bekleyemem."
Ve o an ikisi de anladı, bazı hikâyeler yarım kalmaz, sadece cesaret bekler.
Bazı karşılaşmalar tesadüf değildir; kaderin ince bir planıdır. İki ruh, birbirini bulduğunda neyin başlangıç neyin son olduğu belirsizleşir. İçlerinden biri kaçtığını sanırken, aslında kendi karanlığından saklanıyordur. Diğeri ise avladığını düşündüğü şeyin, kendi en derin boşluğu olduğunu fark etmekte gecikir.
Bu bir kovalamaca değil; sınırların, gururun ve kalbin test edildiği bir oyundur. Her adımda roller değişir, güç dengesi kırılır. Ve en tehlikelisi şudur: Avcı, avına sadece yaklaşmaz... ona dönüşmeye başlar.
Çünkü bazen en büyük yangın, iki insanın birbirine fazla yaklaşmasıyla başlar. Ve o yangında ilk yanan şey her zaman kalp değil, gururdur.
All Rights Reserved