Hayat, ilk notasında zarif bir vals gibi başlamıştı. Adımlar belirliydi, melodisi düzenliydi, her şey uyum içindeydi. Ama zaman geçtikçe ritim bozuldu, adımlar birbirine karıştı, müzik hırçınlaştı. Hayatın sahnesinde herkes bir dansçıydı, ama kimse dansın sonunu bilmiyordu.
Bazıları bu kırık ritme uyum sağladı, bazılarıysa adımlarını kaybetti. Her dönüş yeni bir yara, her senfoni kaybolmuş bir anıydı. Ve en kötüsü, bu dansı yarıda bırakmak mümkün değildi. Son nota çalınana, ışıklar sönene ve sahne tamamen kararana kadar dans devam edecekti.
Kimi düşecek, kimi kazanacak, ama sonuç değişmeyecekti. Çünkü bu, kusursuz bir vals değil, baştan sona kırılmış bir melodinin hikayesiydi. Kırık bir valsin içinde kaybolanların son şarkısıydı...
Hare, Ateşin içinde doğan, küllerinden yürüyen bir adım. Yangının ortasında dans eden bir alev gibi; yanarken bile ışık saçan, düştükçe yeniden doğrulan... Onu söndürmeye çalışan herkes, aslında alevin kendisine tutuştuğunu çok geç anlayacaktı.
*Askeri Kurgu.*