2005 yılında küçük bir sınır köyünde yaşanan saldırı, Altay'ın çocukluğunu tek bir gecede elinden alır. Ailesini kaybeden Altay, teyzesiyle birlikte şehre kaçmak zorunda kalır. Fiziksel olarak hayatta kalmıştır ama geçmişi, peşini asla bırakmaz.
Yıllar geçtikçe Altay büyür; şehir ona yeni bir kimlik sunar ama içindeki boşluk büyümeye devam eder. O gece yalnızca bir aileyi değil, birçok kaderi parçalamıştır. Altay, kendi kaybının izini sürerken, saldırının başka hayatlarda açtığı yaraları da keşfeder. Her bir insan, aynı gecenin farklı bir hikâyesini taşımaktadır.
Altay için mesele artık sadece intikam değildir. Gerçek soru şudur:
Bir insan geçmişini yok ederek mi yaşar, yoksa onunla yüzleşerek mi?
Geçmişin gölgesi altında büyüyen genç adam, öfke ile merhamet arasında sıkışırken, vereceği karar yalnızca kendi hayatını değil, başkalarının kaderini de belirleyecektir.
İklil, bir askeri sevmenin ne demek olduğunu zamanla öğrendi.
Bu; birini sevmekle birlikte, onu her kaybetme ihtimaliyle yaşamayı da kabul etmekti.
Kılıç'ın hayatı emirlerle şekilleniyordu. Ani gidişler, yarım vedalar, tarihleri belli olmayan dönüşler...
İklil'in hayatı ise beklemekle.
Beklerken güçlenmeyi,
korkarken dimdik durmayı,
özlerken sessiz kalmayı öğrendi.
Çünkü bazı aşklar el ele yürüyerek değil, uzaktan aynı gökyüzüne bakarak yaşanır.
Her görev aralarına giren mesafeyi biraz daha büyütürken;
her dönüş, sevgiyi biraz daha derinleştirdi.
Ama o soru hiç değişmedi:
Ya bir gün dönmezse?
Ve Kılıç, her operasyona giderken geride bıraktığı kadının gözlerini düşündü:
Bir kalp, hem vatanı hem aşkı aynı anda taşıyabilir mi?
Bu, savaşın ortasında değil;
Savaşın gölgesinde büyüyen bir aşkın hikayesi.
Bazı aşklar Çiçekten bir Taç gibidir...
Zarif görünür.
Ama taşıması sandığımızdan daha ağırdır.
~
Bu kitapta geçen kişi ve kurumların tümü hayal ürünüdür. Kitaptaki olayların hiçbiri gerçek değildir.