Bu ülkede duvarlar konuşmaz. Ama dinler.
Devletin bir adı yoktur. Çünkü adı olan şeyler sorgulanabilir.
Onun yerine sesleri vardır. Kayıtları. Gölgesi. Her odada biraz daha daralan bir hava.
Aslan Altar, bu gölgenin dışına taşmış bir adamdır. Ne itaat eder ne saklanır. Gücü, sistemin tahammül edemeyeceği kadar görünürdür. Devlet, görünür olanı yok etmez. Önce yalnızlaştırır. Sonra içeriden çökertir.
Bunun için bir kapıdan girmesi yeterlidir.
Bir evden.
Bir çocuktan.
Güneş altı yaşındadır. Güler. Oyun oynar. Resim yapar. Ama bazen susar. Ve o suskunluk, odanın içindeki havayı ağırlaştırır.
Kimsenin fark etmediği anlarda, unutturulmuş bir geçmişin izlerini taşır. Devlet, çocukların neyi hatırladığını önemser. Çünkü devrimler önce çocukların aklında başlar.
Bu yüzden devlet silah göndermez. Bir bakıcı gönderir.
Alşın Yıkılmaz - Merkür - emirle büyütülmüş bir kadındır.
Duygu tanımaz. Bağ kurmaz.
Girdiği evlerde sessizlik bırakır.
Ona öğretilen tek şey şudur:
İnsanlar çözülür.
Çocuklar da.
Ancak bazı evler vardır ki, içine girildiğinde çıkış kapıları kapanır. Bazı görevler vardır ki, insanı yavaşça içeriden kemirir.
Aslan, Alşın ve Güneş aynı çatı altında yaşarken, duvarlar daralır. Saatler uzar. Sessizlik kalınlaşır. Kimse kimseye dokunmaz ama herkes izlenir. Devlet görünmezdir; ama her nefeste hissedilir.
Bu bir kaçış hikâyesi değildir. Bu, bir direnişin yavaşça doğuşudur.
Bedeller ağırdır. Kayıplar geri alınmaz. Kimse eski hâline dönmez.
Ama bazı sistemler vardır ki, yıkılmaz sanılır. Ta ki insanlar korkmaktan yorulana kadar.
Bu roman, bir devrimin nasıl başladığını anlatmaz. Bir devrimin neye mal olduğunu anlatır.
Ve şunu fısıldar:
Karanlık her yeri kapladığında, ışık bir tercih değil; bir bedeldir.
All Rights Reserved