"Bazen sevmek, vazgeçmektir."
Neva Karayel, sıradan bir hemşiredir. Ta ki, hayatı Ağrı Dağı'nın eteklerindeki bir askeri karargahta değişene kadar. İki yıl önce, komando Yüzbaşı Arhan Soyer'i tedavi etmiş ve ona aşık olmuştur. Ancak Arhan, tehlikeli hayatını Neva'nın masumiyetine bulaştırmak istemediği için onu reddetmiştir.
Neva'nın Albay dedesi Cevdet Karayel, torununun içindeki kırgınlığı ve yalnızlığı görmüştür. Onu korumak, gözünün önünde tutmak için tek çareyi, onu kendi karargahına hemşire olarak atamakta bulur.
Arhan Soyer ise iki yıldır geçmişini gömmeye çalışmaktadır ama bir türlü Neva'yı unutamıyordur. Neva'nın karargaha gelişi, onun için bir şoktur. Ve Albay'ın emriyle, artık Neva'nın koruma görevlisi olmuştur. Onu korumak için bir zamanlar terk ettiği kadının yanında olmak zorundadır.
"Ki ben artık herşeyini kaybetmiş bir kızdım. Her bir yanım kimsesizdi. Ailem gitmişti benim. Ve bizi ayıran ölümdü. Ölümün çaresi yoktu ki."
Liya bir gün dayısıyla kavga eder ve tek sığınağı olan mezarlığa,ailesinin yanına gider. Oradan ayrılırken bir şehit mezarı görür. Abisinin de asker olmak istediğini hatırlar ve gözleri dolar. Elinde kalan çiçekleri o mezara bırakır.
O sırada ise yüzbaşı ve tüm tim onu izlemektedir.
"Bu kız kim ve neden kardeşimin mezarının üstüne çiçek bırakıyor."der Yüzbaşı.
Yüzbaşının hiç akrabası yoktur. Kıza baktığında birşeyler anımasamaya çalışır fakat olmaz. Birkaç yıl önce işkenceye uğradığı için hafıza kaybı yaşamaktadır.
Liya ve Yüzbaşının geçmişi bir tarafta dururken gelişen tatsız bir olay onları tanıştırır.
Hoşgeldiniz benim biricik dünyama. Dünyamıza...